05 Ocak 2026 Pazartesi
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ordusunun 25 Ekim 2023 tarihinde Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini yakalayıp ülkeden çıkartması, dünya genelinde büyük yankı uyandırdı. Bu olayın ardından Maduro ve eşinin, Brooklyn’deki New York Metropolitan Federal Gözetim Merkezi’ne sevk edilmesi, birçok kişi tarafından büyük bir tepkiyle karşılandı. Özellikle Arjantin, İngiltere ve Yunanistan’da binlerce insan sokaklara döküldü ve ABD’nin sotuşuna karşı sesini yükseltti.
İngiltere’nin başkenti Londra’da düzenlenen gösterilerde, ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik eleştiriler ön plandaydı. Kalabalığın ABD aleyhine attığı sloganlarda, göstericiler kendi görüşlerini sert bir şekilde ifade etti. Londra’daki protestolara katılan Ben Woodward, “Bu açıkça emperyalist bir saldırganlıktır. Eğer bu ülkeleri kontrol edemezlerse, yaptırımlar, tehditler ve en sonunda bombalar ve adam kaçırmalarla zorbalık yaparlar. Venezuela’da gördüğümüz şey tam olarak budur” diyerek ABD’nin müdahalesini eleştirdi.
Bir başka protestocu olan Reagan Gray, ABD’nin Venezuela’yı bombalama eylemini “devlet terörizmi” olarak nitelendirdi. “Bu, emperyalist bir devlet terörizmidir. Bu eylem, onların başından beri hedefledikleri şeyi gerçekleştirmek için yapıldı; yani demokratik yollarla seçilmiş bir yönetimin devrilmesi. Böylece ABD, Venezuela’nın altınına, petrolüne ve kaynaklarına el koyabilecekti” dedi. Gray’in bu sözleri, ABD’ne karşı yapılan eleştirilerin ne denli ciddi olduğunu ortaya koydu.
Yunanistan’ın başkenti Atina’daki protestoda ise, “Latin Amerika’da ABD hegemonyasını tamamlama planı hayata geçiriliyor” vurgusu dikkat çekti. Protestoya katılan Yannis Simopoulos, ABD’nin Venezuela’nın maden zenginliklerini sömürmek amacıyla bu tür eylemler gerçekleştirdiğini belirtti. Simopoulos, “Uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele etmeyi amaçladıklarını iddia etseler de, niyetleri açık. Başkan Trump’ın bizzat kendisi de söylediği gibi, Venezuela’nın maden zenginliklerini sömürmek istiyorlar” ifadelerini kullandı. Bu açıklamalar, eylemlerin arka planındaki ekonomik ve siyasi motivasyonları ortaya koymayı amaçladı.
Generallaştırırsak, ABD’nin Venezuela’ya yönelik bu son eylemleri, sadece yerel halkın değil, uluslararası topluluğun da dikkatini çekmeyi başardı. Eylemler sonucunda bir dizi gösteri ve protesto, farklı ülkelerde yapılmış olurken, bu durum dünya genelindeki siyasi atmosferi de etkiliyor. Uluslararası ilişkilerdeki bu tür gelişmeler, ülkeler arası dengeleri değiştirebilecek ve diplomatik çözüm arayışlarını daha da zorlaştırabilir. 25 Ekim günü yaşanan bu olaylar, emperyalizmin ve güç savaşlarının ne denli karmaşık bir hale geldiğinin bir başka örneği olarak hafızalara kazındı.
İzmir’in Urla ilçesinde son günlerde gerçekleştirilen bir operasyon neticesinde, 14 düzensiz göçmen yakalandı. Bu olay, 2023 yılı Ekim ayında, bölgedeki göçmen kaçakçılığını önlemek amacıyla yürütülen denetimlerin bir parçası olarak kaydedildi.
Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın resmi internet sitesinde yer alan bilgilere göre, Urla ilçesinin Özbek Mahallesi mevkiinde bir grup düzensiz göçmenin bulunduğuna dair ihbar alındı. İhbar sonrası, bölgeye Sahil Güvenlik Kolluk Destek Timi derhal sevk edildi. Bu gibi gelişmeler, göçmen kaçaklığının önlenmesi için gerekli adımların atıldığını göstermektedir.
Operasyon sırasında, ekipler tarafından 1’i çocuk olmak üzere toplam 14 düzensiz göçmen yakalandı. Bu durum, Türkiye’nin göçmen politikaları ve sınır güvenliği açısından ne denli sıkı bir takipte olduğunu ortaya koymaktadır. Düzensiz göçmenler, her zaman olduğu gibi, yasal işlemlerinin tamamlanmasının ardından ilgili birimlere, bu durumda İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne sevk edildi.
Düzensiz göçmenlerin yakalanması, Salihli gibi iller arasındaki deniz ve kara geçiş noktalarında sıkça yaşanan bir durumdur. Bu operasyonlar, yasadışı göç akışını engellemek, aynı zamanda göçmenlerin haklarının korunmasını sağlamak amacıyla gerçekleştirilmektedir. Türkiye, coğrafi konumundan dolayı birçok düzensiz göçmenin transit geçiş noktası haline gelmiştir ve bu tür operasyonlar, rahat bir nefes almak için yürütülmektedir.
Düzensiz göçmenlerin yasal sürece tabi tutulması, insan hakları açısından da son derece önemli bir konudur. Yakalanan göçmenlerin arasındaki çocuk, göçmenlerin durumunun acılı ve sıkıntılı yüzünü gözler önüne sermektedir. Bu tür olaylar, sadece Türkiye için değil, dünya genelinde göç politikaları üzerinde tartışmaları da beraberinde getirmektedir.
Urla’daki bu operasyon, ulusal ve uluslararası kamuoyunda göçmen sorununa dair farkındalığı artıracak bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Göçmenlerin durumu, her zaman olduğu gibi uluslararası insan hakları sözleşmeleri çerçevesinde ele alınmaktadır. Türkiye’nin göçmen politikaları, hem yerel hem de küresel sahada birçok tartışmaya zemin hazırlamaktadır. Bu tür durumlar, çoğu zaman göçmenlerin insanlık halleriyle örtüşmeyen zorluklarını gözler önüne sermektedir.
Sonuç olarak, Urla ilçesinde gerçekleştirilen bu operasyon, yerel yönetimlerin düzensiz göçmenlerle ilgili ne denli aktif bir tutum sergilediğini ortaya koymakta. Göçmenlerin yasal işlemlerinin hızlı bir şekilde yerine getirilmesi, hem insan hakları hem de ülke güvenliği açısından önemli bir süreçtir. Her ne kadar çeşitli zorluklarla dolu olsa da, bu tür adımlar, ülkelerin göç yönetimi konusunda daha sistematik ve insani bir yaklaşım sergilemelerine yardımcı olmaktadır.
İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü’ne bağlı Motosikletli Polis Timleri, halkın huzur ve güvenliğini sağlamak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Ekipler, 27 Aralık 2025 ile 2 Ocak 2026 tarihleri arasında gerçekleştirdikleri denetim ve uygulamalarla ilgili bir bilanço açıkladı. Bu süreçte, birçok önemli madde ele geçirildi ve çeşitli suçlardan aranan kişiler yakalandı.
Yapılan denetimlerde elde edilen önemli bulgular arasında, 12 adet ruhsatsız tabanca, 6 adet ruhsatsız pompalı tüfek ve 9 adet kurusıkı tabanca yer aldı. Bu tür silahların ele geçirilmesi, kentin güvenliği açısından büyük önem taşıyor. Silahlar, suç oranlarını artırabilecek tehlikeli unsurlar olarak değerlendiriliyor ve bu tür denetimlerin devam etmesi, halkın güvenliği için kritik öneme sahip.
Uyuşturucu ile mücadele konusunda da önemli adımlar atıldı. Ekipler, yapmış oldukları denetimler sonucunda 583 gram narkotik madde ve 4 bin 950 adet uyuşturucu hap ele geçirdi. Uyuşturucu madde ticareti yaptığı tespit edilen 15 şüpheli hakkında yasal işlem başlatılırken, uyuşturucu madde kullandığı belirlenen 131 kişi de gözaltına alındı. Bu durum, özellikle gençlerin ve toplumun farklı kesimlerinin sağlığını tehdit eden uyuşturucu kullanımının azaltılmasına yönelik kararlı bir duruş sergilendiğinin göstergesi oldu.
Bunun yanı sıra, ekiplerin gerçekleştirdiği Genel Bilgi Toplama (GBT) sorgulamaları neticesinde, çeşitli suçlardan arandığı belirlenen toplam 69 şahıs yakalandı. Bu şahıslar, adli mercilere teslim edilerek yasal süreçlerin başlatılması sağlandı. GBT uygulamaları, suç oranının düşürülmesi ve kamu güvenliğinin artırılması açısından önemli bir araç olarak değerlendiriliyor. Emniyet güçlerinin bu tür uygulamalara devam etmesi, toplumda meydana gelen suçları önlemek ve suçluları adalet önüne çıkarmak adına kritik bir rol oynuyor.
Asayiş Şube Müdürlüğü’nün yaptığı bu denetim ve uygulamalar, genel olarak kentteki güven ortamının iyileştirilmesine katkı sağlarken, toplumun da güvenlik güçlerine olan güvenini artırıyor. Hem vatandaşların huzur içerisinde yaşamaları hem de suçluların tespit edilerek gerekli yasal işlemlerin başlatılması, emniyet güçlerinin öncelikli hedefleri arasında yer alıyor. Bu tür faaliyetlerin düzenli olarak yapılması, bir yandan suç oranlarını düşürürken, diğer yandan halkın güvenliğini sağlamaya yönelik önemli bir adım teşkil ediyor.
Olay, 2023 yılında Samsun’un İlkadım ilçesinde, Hasatane Mahallesi’nde yaşandı. Edinilen bilgilere göre, T.Ç. (43) isimli bir adam, 23 yıllık eşi ve dört çocuk annesi olan H.Ç. ile kıskançlık yüzünden bir tartışma yaşadı. Bu tartışma sonrasında H.Ç., ailesinin yanına gitmekte karar kıldı. T.Ç., bu duruma sinirlenerek oğlu D.H.Ç. (18) ile birlikte kayınpederinin evine gitmeyi seçti. Olayın seyri, T.Ç.’nin yanına getirdiği benzin ile daha da tehlikeli bir hal aldı. T.Ç., eşinin üzerine ve evin içine benzin dökme amacı güderken, H.Ç. kapıyı kapatarak bu eylemi engellemeye çalıştı.
Ancak, T.Ç. bununla yetinmedi ve evin kapı önüne benzin dökerek ateşe verdi. Bu eylem, çevrede büyük bir paniğe neden olurken yangın kısa sürede söndürüldü. Yangının söndürülmesinin ardından olay yerine gelen polis ekipleri, T.Ç. ve oğlunu gözaltına aldı. Yapılan soruşturmanın ardından, baba T.Ç. ve oğlu D.H.Ç. emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından Samsun Adliyesi’ne sevk edildi.
Mahkemede yapılan değerlendirme sonucunda, babası T.Ç. tutuklanarak cezaevine gönderildi. Oğlu D.H.Ç. ise serbest bırakıldı fakat yurt dışına çıkış yasağı konularak adli kontrol şartı altına alındı. Bu tür olaylar toplumda ciddi bir infial yaratırken, ailenin yaşadığı kıskançlık ve çatışmaların sonuçları da gözler önüne serilmiş oldu. Olay, hem aile içindeki huzursuzluklara hem de toplumda yaşanan aile içi şiddet vakalarına dikkat çekti.
Söz konusu olay, sadece bir aile dramı olarak kalmayıp, aynı zamanda toplumsal bir mesele haline geldi. Aile içi anlaşmazlıklar ve bunun sonucu olarak yaşanan şiddet, günümüzde birçok ailenin karşılaştığı bir durum olarak kendini göstermeye devam ediyor. Özellikle, kıskançlık gibi problemler, bireylerin psikolojik durumları üzerinde olumsuz etkilere yol açabiliyor.
Sonuç olarak, bu olay, yalnızca T.Ç. ve D.H.Ç.’nin yargılanması ile sınırlı kalmamalı, aile içi şiddetin önlenmesi adına toplumun tüm kesimlerine önemli görevler düşmektedir. Toplumsal farkındalığın arttırılması, aile içindeki sorunların çözümü için destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekmektedir. Zira, bu tür olayların tekrarlanmaması adına hem bireylerin hem de toplumun birlikte hareket etmesi gerekiyor.
Yunanistan, sivil havacılık alanında önemli bir sıkıntı ile karşı karşıya kalıyor. Ülkenin Sivil Havacılık Otoritesi’ne bağlı olarak işletilen Atina ve Makedonya Hava Kontrol Merkezleri’nde merkezi radyo frekans sistemleri ile ilgili bir teknik arıza oluştu. Bu durum, tüm hava trafiğini etkileyen ciddi bir problem yarattı. Yunanistan Sivil Havacılık Otoritesi’nde görevli Hava Trafik Kontrolörü Panagiotis Psaros, “Arızaya bağlı olarak alınan ilk önlem, Yunan havalimanlarından tüm kalkışların durdurulmasıdır. Aynı zamanda, halihazırda havada bulunan uçakların güvenli bir şekilde iniş yapabilmeleri için çalışmalar devam ediyor,” şeklinde açıklama yaptı.
Teknik arızanın, hem Yunanistan’a yapılan hem de Yunanistan’dan gerçekleştirilen tüm uçuşlar üzerinde etkili olduğu bildirildi. Ancak, şu anda uçuşta olan ve havada bulunan uçakların operasyonlarını normal bir şekilde sürdürdüğü öğrenildi. Bu durum, yolcular ve havayolu şirketleri için bir nebze olsun rahatlama sağlasa da, yeni uçuşların durdurulmuş olması, hava ulaşımında ciddi bir aksamaya neden oldu.
Yunan yetkililer bu arızanın ne zaman giderileceği ve hava trafiğinin ne zaman normale döneceği konusunda henüz herhangi bir bilgi vermemiştir. Bu belirsizlik, yolcular arasında endişeye yol açarken, uçuşlarını ertelemek durumunda kalan yolcular için de maddi ve manevi kayıplara sebep olabileceği öngörülüyor. Hava yolu ulaşımının en yoğun olduğu dönemlerden birinin yaşandığı bu günlerde, bu tür bir arızanın meydana gelmesi, hem yolcuların seyahat planlarını hem de havayolu firmalarının operasyonel süreçlerini olumsuz etkilemektedir.
Yunanistana gelen ve giden tüm uçuşların etkilenmesi, bu durumun geniş çapta bir problem olduğunun bir göstergesi. Bu tür teknik arızaların, gerek yolcuların güvenliği gerekse havayolu şirketlerinin itibarları açısından önem taşıdığı aşikardır. Hava trafiği kontrollerinin düzgün bir şekilde çalışması, havalimanlarının işleyişinde de kritik bir rol oynamaktadır. Yerel ve uluslararası düzeyde, havacılık sektörünün yeniden düzenlenmesi ve bu gibi olayların tekrarlanmaması için gerekli önlemlerin alınması gerektiği hem uzmanlar hem de yetkililer tarafından vurgulanmaktadır.
Bu olay, sadece Yunanistan için değil, aynı zamanda hizmet verdikleri uluslararası hava trafiği için de önemli bir sorun teşkil ediyor. Hava trafiği güvenliği ve etkinliğin artırılması için, teknolojik altyapının güçlendirilmesine yönelik yatırımlar yapılması ve bakım süreçlerinin düzenli bir şekilde yürütülmesi, gelecekte yaşanabilecek sorunların önüne geçilmesinde önemli bir adım olacaktır. Hava trafiği kontrol sistemlerinin öngörülebilirliği ve güvenilirliği, sivil havacılığın kesintisiz bir şekilde devam etmesi açısından hayati öneme sahiptir.