20 Ocak 2026 Salı
İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü, 14 Ocak 2023 tarihinde İstanbul’un Güngören ilçesinde trajik bir şekilde hayatını kaybeden 2009 doğumlu Atlas Çağlayan ile ilgili önemli bir soruşturma başlatmış bulunmaktadır. Söz konusu soruşturma, sosyal medya platformlarında provokatif içerikler paylaşan ve Atlas’ın ailesini tehdit eden kişilere yönelik yapılmaktadır. Adaletin sağlanabilmesi için gereken tüm adımlar, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından titizlikle yürütülmektedir.
Yürütülen bu soruşturma kapsamında, önceki gün ve sonrasında gerçekleştirilen operasyonlarla 6 kişi gözaltına alınmış, ardından bu sabah Adana ilinde yakalanan 2 şüpheli ile birlikte toplam gözaltı sayısı 8’e yükselmiştir. Bu operasyonlar, sosyal medya üzerinden yapılan tehditlerin ciddiyetine dikkat çekmekte ve toplumda güvenliğin sağlanması adına önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir.
Buna ek olarak, provokatif paylaşımlar ve aileye yönelik tehditler nedeniyle bugün Antalya’da 1 kişinin daha gözaltına alındığı bilgisi edinilmiştir. Gözaltına alınan şüphelinin, İstanbul’da geçtiğimiz gün mahkemeye çıkarılıp tutuklanan zanlılardan birinin yakınından biri olduğu öğrenilmiştir. Bu durum, soruşturmanın ne denli geniş bir çerçevede yürütüldüğünün ve ilişkilere dair tespitlerin titizlikle yapıldığının bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.
Atlas Çağlayan’ın ailesi, bu süreçte büyük bir üzüntü ve endişe içinde, yaptıkları sosyal medya paylaşımlarında kendilerine yönelik tehditlerin son bulmasını ve adaletin bir an önce tecelli etmesini talep etmektedir. Bu tür tehditler yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorun olarak da algılanmakta ve toplumun tüm kesimlerinden tepkiler gelmektedir. Emniyet güçleri, belirtilen tehditlerin önüne geçmek ve adaletin sağlanması amacıyla yoğun bir çaba göstermektedir.
Sonuç olarak, Atlas Çağlayan ile ilgili olayın ardından başlatılan soruşturma, polis ve savcılığın verdiği sıkı mücadele ile devam etmektedir. Bu süreçte yaşanan gelişmeler, sosyal medya platformlarının sorumluluğu ve toplumsal güvenliğin korunması açısından büyük bir önem taşımaktadır. Emniyet birimlerinin çalışmaları, benzer olayların önlenmesine yönelik toplumda farkındalık yaratma amacı gütmektedir. Devam eden soruşturmalarda alınan önlemler ve gerçekleşen tutuklamalar, vatandaşların güvenliğini sağlamaya yönelik kararlılıkla sürdürülmektedir.
ABD Başkanı Donald Trump, kendisine ait Truth Social sosyal medya platformundan yaptığı bir açıklamada, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurdu. Trump, “Rutte ile Grönland konusunda çok verimli bir telefon görüşmesi yaptım” diyerek sözlerine başladı. President, İsviçre’nin Davos kentinde birkaç tarafın katılacağı bir toplantı düzenleneceğini de açıkladı. Trump, “Herkese açıkça ifade ettiğim gibi, Grönland ulusal ve küresel güvenlik açısından hayati önem taşıyor. Geri dönüş yok. Bu konuda herkes hemfikir” ifadelerini kullandı.
Trump, ABD’nin dünyanın en güçlü ülkesi olduğunun altını çizerken, bu durumun büyük ölçüde ilk döneminde ordunun yeniden yapılandırılmasından kaynaklandığını belirtti. “Dünya çapında barışı sağlayabilecek tek güç biziz. Ve bu, çok basit bir şekilde, güç ile sağlanır,”
Trump, Rutte ile olan görüşmesine dair detayların yanı sıra, yaptıkları işbirliği ve uluslararası konulardaki çözümlere olan yaklaşımını da belirtti. Bu kapsamda, Rutte’nin kendisine gönderdiği mesajı dakikalar sonra bir paylaşımda açıkladı. Rutte, mesajında “Sayın Başkan, sevgili Donald. Bugün Suriye’de başardığınız şey inanılmaz. Davos’taki medya etkinliklerimde Gazze’de ve Ukrayna’da yaptığınız çalışmaları vurgulayacağım” ifadeleriyle Trump’a olan desteğini belirtti. Rutte’nin açıklamaları, uluslararası işbirliği ve küresel meselelerde güçlü liderlik vurgusu taşımakta. Ayrıca, Grönland konusunda bir çözüm yolu bulma kararlılığını ifade ederek, Trump ile yüz yüze görüşmek için sabırsızlandığını da dile getirdi.
Bu telefon görüşmesi ve takip eden mesajlaşmalar, Trump ve Rutte’nin uluslararası politika üzerindeki etkilerini ve ülkelerarası ilişkilerin güçlenmesindeki niyetlerini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Grönland gibi stratejik bir bölge hakkında yapılan görüşmeler, özellikle ABD’nin küresel güvenliği sağlama noktasındaki kararlılığını yansıtmaktadır. Bu bağlamda, Trump’ın açıklamaları, uluslararası toplulukta yankı bulurken, Rutte’nin de mesajı, liderler arası dayanışmanın ve işbirliğinin önemini vurgulamaktadır.
Sonuç olarak, Trump ve Rutte’nin görüşmesi ve ardından yapılan açıklamalar, yalnızca Grönland değil, aynı zamanda uluslararası güvenlik ve işbirliği konularında yeni bir sayfa açma potansiyeline sahip. İki liderin bu konudaki kararlılığı, önümüzdeki dönemlerde yapılacak anlaşmalar ve toplantılar için önemli bir zemin oluşturuyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı Aralık ayı Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE) verilerini duyurdu. Bu verilere göre, YD-ÜFE Aralık ayında bir önceki aya göre %1,88 oranında bir artış göstermiştir. Ayrıca, bir önceki yılın Aralık ayına kıyasla %32,46’lık anlamlı bir artış, bir önceki yılın aynı ayına göre de %32,46 oranında artış kaydedilmiştir. On iki aylık ortalamalara göre ise fiyatlar %26,42 oranında bir artış yaşamıştır.
YD-ÜFE’nin bileşenlerine baktığımızda, imalat ürünlerinde yıllık bazda %32,24 oranında bir artış meydana gelmiştir. Bu artış, sanayi sektörlerinin yıllık değişimleri göz önünde bulundurulduğunda, madencilik ve taş ocakçılığı alanında %44,75 artış gösterirken, imalat alanında ise %32,24 artış olduğu belirtilmiştir. Ana sanayi gruplarının yıllık değişimlerine göre ise ara mallarında %29,91; dayanıklı tüketim mallarında %40,24; dayanıksız tüketim mallarında %40,63; enerjide %13,93 ve sermaye mallarında ise %31,02 oranında artış gözlemlenmiştir.
Aylık değişimlere baktığımızda, YD-ÜFE imalat ürünlerinde %1,84 artış gerçekleşmiştir. Sanayinin iki sektörü arasındaki aylık değişimler incelendiğinde, madencilik ve taş ocakçılığı alanında %3,86’lık bir artış, imalat alanında ise %1,84 artış kaydedilmiştir. Ana sanayi grupları bazında aylık değişimler ise şu şekildedir: ara mallarında %2,08; dayanıklı tüketim mallarında %2,60; dayanıksız tüketim mallarında %2,84 artış; enerjide ise %6,33 azalma gözlemlenmiştir. Sermaye mallarında ise %2,17’lik bir artış meydana gelmiştir.
Bu veriler, ekonomik aktivitelerin ve üretim süreçlerinin genel gidişatını anlamada önemli bir rol oynamaktadır. YD-ÜFE oranlarındaki artış, hem iç hem de dış piyasalardaki üretim maliyetlerinin yükseldiğine işaret ederken, aynı zamanda sanayi sektörlerinde de belli bir canlılık olduğunu göstermektedir. Yüksek artış oranları, cari açığın da artmasına neden olabileceğinden, ekonominin genel dengeleri açısından dikkatle izlenmelidir.
Sonuç olarak, Türkiye’nin sanayi sektörü, 2025 yılı Aralık ayı itibarıyla ciddi bir fiyat artışı ile karşı karşıyadır. Bu durum, hem üreticiler hem de tüketiciler açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Ekonomik politikaların, bu artışları dengelemek ve üretim maliyetlerini kontrol altına almak amacıyla geliştirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, artan fiyatlar ve düşen alım gücü, ekonomik büyümeyi olumsuz yönde etkileyebilir.
İzmir’de gerçekleştirilen tarihi bir operasyon, uyuşturucu suçlarıyla mücadelede önemli bir dönüm noktası oldu. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, kent merkezli olarak yürütülen Narko-Kapan İzmir operasyonlarının detaylarını gün ışığına çıkardı. Yerlikaya’nın açıklamaları doğrultusunda, bu operasyon, Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı uyuşturucu operasyonu olarak kayıtlara geçti. Toplamda 641 şüpheli gözaltına alındı ve bu durum, devletin uyuşturucu ile mücadele konusundaki kararlılığını ortaya koyuyor.
İzmir merkezli düzenlenen bu operasyonlar sadece kentle sınırlı kalmadı, bunun yanı sıra güvenlik güçleri eş zamanlı olarak 14 ilde toplam 608 ayrı adrese baskınlar gerçekleştirdi. Operasyonlar, 4 bin 500 polis memurunun, 956 ekibin ve 8 özel eğitimli narkotik dedektör köpeğinin katılımıyla hayata geçirildi. Ayrıca kara unsurlarının yanı sıra hava ve deniz destekli müdahalelerle, uyuşturucu satıcılarına ağır bir darbe vuruldu. Bu geniş kapsamlı yaklaşım, uyuşturucu ticaretinin önlenmesi için atılan en büyük adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.
Bakan Yerlikaya, bu operasyonların özellikle sokak satıcıları olarak bilinen “torbacı”lara yönelik olduğunu vurguladı. Operasyonlar sonucunda yakalanan şüphelilerin tutuklanma oranının yüzde 95 olduğunu belirtti. Bu yüksek oran, yürütülen mücadelenin ne kadar kararlı ve etkin olduğunun bir göstergesi olarak öne çıkıyor. Yerlikaya, bu türden operasyonların uyuşturucu satıcılarının faaliyetlerini engelleme misyonunu sürdürdüğünü açıkladı.
Yerlikaya, “İzmir’de Türkiye Cumhuriyeti’nin en kapsamlı uyuşturucu operasyonunu gerçekleştirdik. Narko-Kapan operasyonlarıyla zehir tacirlerine göz açtırmıyoruz” ifadelerini kullandı. Bu operasyonların bir sonucu olarak, uzun süredir devam eden teknik ve fiziki takipler sonucunda planlandığı ifade edildi. Ayrıca, bu operasyonların planlanması ve uygulamasının ne kadar titiz bir çalışma gerektirdiği, uyuşturucu ile mücadelenin ne kadar ciddi bir mesele olduğunu gösteriyor.
Yetkililer, uyuşturucuyla mücadelenin yalnızca operasyonlarla sınırlı kalmayacağını, önleyici çalışma ve istihbarat faaliyetlerinin de artırılarak sürdürüleceğini kaydetti. İzmir’deki bu operasyonun, Türkiye genelinde yürütülen uyuşturucuyla topyekûn mücadele stratejisinin önemli bir parçası olduğu ifade ediliyor. Şu anda gözaltına alınan 641 şüpheliyle ilgili adli işlemler devam etmekte ve bu süreçte yeni gözaltıların da olabileceği bildirildi. Ayrıca operasyon kapsamında ele geçirlenen uyuşturucu maddeler ve dijital materyaller üzerinde detaylı incelemeler sürmektedir.
Sonuç olarak, İzmir’de gerçekleştirilen bu operasyon, yalnızca bir bölgede değil, geniş kapsamlı bir ulusal mücadele stratejisinin parçası olarak değerlendirilmektedir. Uyuşturucuyla mücadeledeki bu kararlılık, toplumsal güvenliği sağlamak ve gelecek nesillerin korunması açısından büyük bir öneme sahiptir. Türkiye’nin dört bir yanında gerçekleştirilen benzer operasyonlarla, uyuşturucu ticaretiyle mücadelede tüm vatandaşların desteğiyle daha etkili sonuçlar alınması hedeflenmektedir.
İzmir ilinin Urla ilçesi açıklarında, bir lastik botta sürüklenmekte olan 24 düzensiz göçmen, 12’si çocuk olmak üzere başarılı bir şekilde kurtarıldı. Bu olay, Türkiye’nin göçmen krizinin sürdüğü bir dönemde gerçekleşti ve yetkili otoritelerin hızlı müdahalesi sayesinde ciddi bir insanlık dramının önüne geçildi.
Sahil Güvenlik Komutanlığı, resmi internet sitesinde yaptığı açıklamada, Urla açıklarındaki düzensiz göçmenlerin olduğu lastik botun motor arızası sebebiyle sürüklenmeye başladığını bildirdi. Bu durum üzerine hemen yardım çağrısında bulunuldu ve ilgili birimlerin harekete geçmesi sağlandı. Düzensiz göçmenlerin karşılaştığı bu zor koşullar, bölgenin göçmen trafiği açısından ne denli kritik bir noktada olduğunu gözler önüne serdi.
Olayın duyulmasının ardından, Sahil Güvenlik gemisi ile botu bölgeye sevk edildi. Kurtarma ekipleri, olay yerine ulaştığında, şans eseri botta bulunan kişilerin sağlık durumlarının iyi olduğu bildirildi. Ancak, 12 çocukla birlikte toplam 24 düzensiz göçmenin yaşadığı vardıkları durum, büyük bir tehlikeyi barındırıyordu. Gerek hava koşulları gerekse deniz akıntıları, bu tür küçük ve kayıtsız botların güvenli bir şekilde yol almasını oldukça riskli hale getiriyordu.
Kurtarma faaliyetleri başarılı bir şekilde tamamlandıktan sonra, düzensiz göçmenler, gerekli işlemlerinin yapılabilmesi amacıyla İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne teslim edildi. Bu tür kurtarma operasyonları, sadece hayatta kalma mücadelesi veren bireyleri değil, aynı zamanda toplumsal duyarlılığı da artırmayı hedefliyor. Yetkililerin, düzensiz göçmenlere yönelik daha insani yaklaşımlar geliştirmesi ve gelecekte benzer olayların önüne geçilmesi için gerekli tedbirleri alması gerektiği gözler önünde duruyor.
Sonuç itibarıyla, İzmir’in Urla ilçesi açıklarında gerçekleştirilen bu başarılı kurtarma operasyonu, dünya genelinde süregelen göçmen sorununa bir nebze de olsa ışık tutmuştur. Bu tür operasyonlar, denizdeki insan hayatını kurtarma çabalarının önemini bir kez daha gösterirken, uluslararası toplumun bu mesele üzerindeki duyarlılığını artırmalıyız. Düzensiz göçmenlerin yaşam koşulları, sadece bireysel bir sorun değil, aynı zamanda uluslararası bir sorumluluk alanıdır ve bu nedenle gelecekte daha kapsamlı çözümler geliştirilmesi zaruridir.